03 05 2010

BİR MIH, BİR NAL VE ÜLKE‏

Aşağıdaki yazıda gösterilen örnek davranışlar esas İslamiyette  Peygamberimizin hayatında olsun büyük zatların- padişahların hayatlarında  bu ve benzeri örnekler görülmektedir. ama şu anda adı müsüman olan bizler,  yaşantı olarak güzel özellikleri hayatına geçirmiş olanlar genelde yabancı kültürler maalesef.... bizde tutumlu olana cimri denir, evi sade olana zevksiz denir, kıyafetlerimizin biri eskimeden diğerlerini alırız, her renge her mevsime göre ayrı ayrı kıyafetlerimiz vardır. yemeklerden tabaklarımızdakini bitirmeden kalkarız maalesef. bir gösteriş ve görünüm tutturmuş gidiyoruz çabuk tüketiyoruz bazı şeyleri o yüzdende değerini bilmiyoruz... benim ailem çok iktisatlı bir aileydi. babam sıfırdan başlayıp öğretmen maaşıyla hem ev hem araba aldı, hemde 3 çocuğunu en iyi okullarda okuttu sağolsun.bizi hiçbirşeydende mahrum etmedi. ama ailem çok fazla iktisatlıdır, artan yemeklerin hiçbir zaman çöpe gittiğini görmedim,alışverişlerde genelde pazarlık yapardı babam ben küçükken çok kızardım ama sünnetmiş. Hz. Ömerde alışverişlerde pazarlık yapmayı önermiş. Paranın olmamasından değil sadece pazarlık yapmak için bile,yani sünnete riayet etmek için bile yapılırmış.  İktisatlı olunca Allah bereketini veriyor. çok kazanıp ama hala şikayet edenleri  görünce bunu daha ii anlıyor insan.  Aşağıdaki yazı da mailime gelince paylaşmak istedim.... Keşke İsviçredeki sistemi hayatımıza otutturabilsek ( ferd ferd değil devlet ve üreticilerin desteğiyle) dedim içimden... bazen insan atmaya kıyamıyor ama ne yapacağınıda bilmiyor o yüzden tekrar kullanılabilme imkanı olacak şartlar oluşturulsa.... Neyse sizi yazıyla başbaşa bırakıyorum:)

 

EDEP 


Beş yaşında idim.Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu. Bir tane yere düştü. Babaannem eğildi, aramaya başladı. Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu . Çocukluk iste,
 
 -Aman babaanne dedim.
 - Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?
 Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.
 -Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, ' dedi.
 - Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru, alın teri, emeği
, çilesi var biliyor musun?'
 Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.


 
 Aradan yıllar geçti. Hukuk Fakültesinde öğrenciyim. Alain'in proposlarini okuyorum. Birden irkildim. Babaannemi hatırladım.
Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur diyordu. İlave ediyordu.
Bir iğnenin üretiminde binlerce insanin alın teri, göz nuru, el emeği vardır diyordu.

 
 On dokuz yıl evveldi.
Stockholm'e gitmiştim. Bir otele indim.
 Geceydi. Sabahleyin, traş olmak için lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm.
 'Lütfen traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın, yanda bir kutu var oraya bırakın, bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı olun' diyordu.
 Doğrusu hayretler içinde kaldım. Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir. Birçok eşya üzerinde' İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı. İste o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.

 
 İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda radyolar, televizyonlar bir haberi duyurur.
  'Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek.
 Siz lütfen hazırlığınızı yapın. Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa,kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç ziyanına engel olun.'

 
 Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı yasayan insanlardır. Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş,
hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir..
 Böyleleriyle; evini mezat salonuna çevirmiş zavallı, diye eğlenirler. Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır. Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor. Zamanın başbakanı meclisi toplar. Kürsüye çıkar. Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;
 
 -Şu andan itibaren der,
 
 -Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden,
pirinçten başka bir şey yemeyeceğim.

 -Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.

Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır. Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok. Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm. Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak...
 
 
 *Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan bos yere akıtmakta, 
gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?
 
 *Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle örülmüştür.

Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki,
İlk okul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.

 
 Bir mıh bir nalı kurtarır.
 Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,
 Bir komutan bir orduyu,
 Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..

 
 Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Burada parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.

0
0
0
Yorum Yaz