04 05 2010

Bit Palas / Elif Şafak

"Öyle bir şey yap ki, bir daha buraya çöp dökmek istemesinler. Hadi şeker. Beynini çalıştır. Bulursun sen bir şeyler," dedi rakısını gene benden önce bitirirken.

Arkama yaslanıp, bir sigara yaktım. Nedense karıncalar yok bu akşam. Soluduğum duman havaya karışırken, aniden, kendiliğinden, küçük, bit kadar küçücük bir fik
ir geldi aklıma.
***

Bit Palas bir apartmanın öyküsü... Kötü, rahatsız edici ve giderek artan bir kokunun eşliğinde, 88 numaralı Bonbon Palas'ın sakinlerinin birbirine benzemeyen hayatlarıyla karşı karşıya getiriyor okuru Elif Şafak.

Güllabici Sokak’ın hikayesi Bit Palas. Bazen tek bir sokağın hikayesinden yola çıkmak sosyal ve kültürel tarihe dair enteresan ipuçları barındırıyor. Gecesi gündüzünden daha gürültülü olan bir sokak ve İstanbul’un özünü anlamak için önemli bir mekan.

Kitapta yine karşıtlıklar var. İç-dış ayrımı mesela. Türk toplumunun en ilginç özelliklerinden biridir, evlerimiz ne kadar temiz, sokaklarımız ne kadar pis. Evini bu kadar temiz tutan insan bir adım dışarı çıktığında ne değişiyor? Niye kamusal alan sahiplenmediğim alan? Özel-kamusal, iç-dış, temizlik-kirlilik ayrımları ile oynayan ve bunları biraz ters düzen eden bir kitap.

Romanda anlatılan 10 ayrı dairede yaşayan tüm komşularda, tüm karakterlerde doğrudan doğruya kendinden izler olduğunu söyleyen Şafak ekliyor; "Onların hepsi benim ruhdaşlarım. Her biri benim fikirlerimden, hislerimden ve gündelik hayatımın seyrinden izler taşıyorlar."

Bu roman enerji dolu ve gizemli bir yolculuğa davet ediyor insanı; tutkuyla, gülmeceyle ve Türkiye'ye dair bir dolu fotoğraf karesiyle...
***

"Çok değil, en fazla on beş sene içinde semtin çehresi büsbütün değişmişti. Şimdi artık ana cadde boyunca ak pak, pürnizam porselen dişler gibi yan yana gülümseyen şık apartmanların, yüksek kırat mağazaların, muteber muayenehanelerin altlarında bir zamanlar ve aslında hâlâ yüzlerce mezar olduğunu ne hatırlayan vardı, ne de hatırlatan.

Apartmanların çoğunun, tabanları halı kaplı, iç içe iki kapılı, daracık asansörleri vardı. Eğer bu asansörler sadece binaların zemini ile üst katları arasında gidip gelmekle yetinmeyip, daha, daha da aşağılara inebilselerdi, devasa büyüklükte bir pastadan kesilmiş dilimler gibi, tüm kesitleriyle içi seyredilebilirdi sürdürülen hayatın.

En altta katman katman yer kabuğu, üstünde pürtük pürtük toprak, derken bir kat unufak edilmiş mezar, incecik bir çizgi asfalt, üst üste birkaç daire, bir kat kırmızı çatı ve hepsinin tepesinde, süsleme amacıyla sıvanmış, her tarafa yayılmış mavimtırak gökyüzü...

Zaman zaman birilerinin, 'eskiden buralar hep mezarlıktı' dediği işitilirdi."

Bit Palas / Elif Şafak
Doğan - 384 syf.

Lepisma Sakkarina ' den

0
0
0
Yorum Yaz