20 05 2010

Fast hayat!

Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi? Hiç vaktiniz yok, “Fast live”, “Fast food”, “Fast music”, “Fast love”… Dikte ettirilen “yükselen değerler”, “in” ler, “out” lar… Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi. Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, ...Size sesleniyorum! Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini? Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını? İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza? Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız? Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir? Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman? Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını? Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında? Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda? Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor? Müşfik Kenter Devamı

11 05 2010

Tevazu

Bir adam kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarindan p...işman olur ve hiç olmazsa iyi birsey yapmış olmak için bunu Haci Bektaş Veli'nin dergahına kurban olarak bağışlamak ister. (O zamanlar dergahlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu.) Durumu Haci Bektas Veli'ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli helal degildir diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam mevlevi dergahına gider ve aynı durumu Mevlana'ya anlatır.. Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı bektaş Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş oldugunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar. Mevlana şöyle der: - Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir. Oyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir. Adam üşenmez kalkar Haci Bektas dergahi'na gider ve Haci Bektas Veli'ye, Mevlana'nin kurbanı kabul ettigini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektas Veli'ye sorar. Hacı Bektaş da söyle der: - Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nin gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayi o senin hediyeni kabul etmiştir. Devamı

10 05 2010

Anne

Dünyada karşılık beklemeden börek yapan tek insandır... Karşılıksız sevginin ete kemiğe bürünmüş hâlidir... Ne kadar üzsen de, 10 dakika sonra seni affedendir... Yarasın diye, muhallebinin içine ciğer katarak çocuğuna yediren bir varlıktır... Yemek yemeyen çocuğun dikkatini çekmek için elindeki tencere ve tavalarla şekilden şek...ile giren kişidir... Kafayı, çocuklarıyla bozmuş; göbek bağı kopsa da, yürek bağı asla kopmayan, sevgi dolu fedakâr bir insandır... Yemek uzmanı, düzen insanı, bilgili, kültürlüdür; her şeyi bilen bir şahsiyettir... Yavrularını, yol tarafından değil, kaldırım tarafından yürütendir... Dizi dizi incidir; lâkin, gerektiğinde lâf sokma dalında da birincidir... Dünyanın en güzel kucağına sahip; en güzel kokan, harikulade bir varlıktır... Olmadık yerlerde "İyi ki doğurmuşum seni!" diyen, evlâtlarını asla ayırmayan, aynı zamanda birbirinden koruyan güç abidesidir... Uzakta dursa da, yakın hissedilen; hep istenen, asla vazgeçil(e)meyen, dizinin dibinde olmak istenen; varlığını, evlatlarının varlığına armağan edendir... 3-5 değil, 365 özel gün feda olsun; eli öpülesi analara. Tüm annelerin günü kutlu olsun vesselam... ... Devamı

04 05 2010

Ölümü Özlemeyen Aşkı Anlayamaz / İsmail Acarkan

Ancak güçlü insanlar sevebilir, zayıflar sevdiklerinde ya köle olurlar ya da sevdiklerini kendilerine köle yaparlar. Halbuki sevgi öyle bir çiçektir ki kafesi kendine yer kabul etmez. Çünkü sevgi direkt Allah’tandır. Bu yüzden sevgi zamandan ve mekandan münezzehtir. Zamanın ve mekanın kanunları onu etkilemez. Aksine... sevgi zaman ve mekanı etkiler. *** İnsanların çoğu kedilerin patiklerine benzer. İlk tutuşta yumuşacıktırlar. Onları kucaklamak istersin. Ama bencilliklerine dokunan en küçük bir olayda sana tırnaklarını gösterirler. *** Bir insanın bize sığınması, başını omzumuza dayayıp huzur bulması ne kadar da mutlu ediyor bizi. Acaba güçlü oluşumuz bir başkasının zayıflığına mı bağlıdır? *** Özgür insanların sevgisi anlamlıdır bence... Beni seven bir insanın isyanı, mecbur olduğu için bana yapacağı kölelikten çok daha değerlidir. *** Sır anlatılmayan değil, anlaşılmayandır. *** Düşün bir, bilgi sana cesaret mi verdi yoksa korku mu? Çocuklar niye cesurdur biliyor musun, bilmedikleri için. Çocuk susadığı zaman su ister annesinden... Bir köşeye oturup sitem etmez annesine... Sen ise bana susadığın halde beni benden istemiyordun. *** Kalbini vermemek hakkını kim verdi sana? *** Ben her insanı kalbime misafir edebilirim. Çünkü kalbimden eminim. Kalbime misafir edeceğim insanı rahatsız edebilecek tüm tuzaklardan temizledim kalbimi. Ama... kimsenin kalbine girmek istemiyorum. Çünkü bilmiyorum nelerle karşılaşacağım. Hangi tuzaklar bekliyor beni, bilmiyorum. Ve bilmiyorum, O bunlardan haberdar mı? Onun için ey dostum! İnsanları pencerelerden seyret. İçlerine girme. Cesaretin varsa içine al. *** Bir insan arıyorum, hiç tanımadığım. Omuzuna dayanıp sığınmak istiyorum sıcaklığına. Onunl... Devamı

04 05 2010

Bit Palas / Elif Şafak

"Öyle bir şey yap ki, bir daha buraya çöp dökmek istemesinler. Hadi şeker. Beynini çalıştır. Bulursun sen bir şeyler," dedi rakısını gene benden önce bitirirken. Arkama yaslanıp, bir sigara yaktım. Nedense karıncalar yok bu akşam. Soluduğum duman havaya karışırken, aniden, kendiliğinden, küçük, bit kadar küçücük bir fikir geldi aklıma. *** Bit Palas bir apartmanın öyküsü... Kötü, rahatsız edici ve giderek artan bir kokunun eşliğinde, 88 numaralı Bonbon Palas'ın sakinlerinin birbirine benzemeyen hayatlarıyla karşı karşıya getiriyor okuru Elif Şafak. Güllabici Sokak’ın hikayesi Bit Palas. Bazen tek bir sokağın hikayesinden yola çıkmak sosyal ve kültürel tarihe dair enteresan ipuçları barındırıyor. Gecesi gündüzünden daha gürültülü olan bir sokak ve İstanbul’un özünü anlamak için önemli bir mekan. Kitapta yine karşıtlıklar var. İç-dış ayrımı mesela. Türk toplumunun en ilginç özelliklerinden biridir, evlerimiz ne kadar temiz, sokaklarımız ne kadar pis. Evini bu kadar temiz tutan insan bir adım dışarı çıktığında ne değişiyor? Niye kamusal alan sahiplenmediğim alan? Özel-kamusal, iç-dış, temizlik-kirlilik ayrımları ile oynayan ve bunları biraz ters düzen eden bir kitap. Romanda anlatılan 10 ayrı dairede yaşayan tüm komşularda, tüm karakterlerde doğrudan doğruya kendinden izler olduğunu söyleyen Şafak ekliyor; "Onların hepsi benim ruhdaşlarım. Her biri benim fikirlerimden, hislerimden ve gündelik hayatımın seyrinden izler taşıyorlar." Bu roman enerji dolu ve gizemli bir yolculuğa davet ediyor insanı; tutkuyla, gülmeceyle ve Türkiye'ye dair bir dolu fotoğraf karesiyle... *** "Çok değil, en fazla on beş sene için... Devamı