05 04 2010

ALLAH (C.C) YETER

ALLAH (C.C) YETER |  görsel 1

Kaynak: http://alpakdemir.blogcu.com/allah-c-c-yeter/7376820 Devamı

05 04 2010

Sözler

Anlamayana az gelirim, anlayana çok...!! yalnızlığım...!    Yalnızlığımın çözülmesi zor denklemleri içinde boğuluyorum. Hayatımda, hep çok şey sandığım insanların “hiçbir şey” oluşunun yükünü taşıyorum Kaynak: http://sedatakkaya.blogcu.com/yalnizligim/7374579         AKRABANIN DÜŞMANLIĞI VE DOSTLARIN EZİYETİ, YILAN ZEHİRİNDEN DAHA ACIDIR...       Kaynak: http://alpakdemir.blogcu.com/begendigim-sozler/7376834       Devamı

05 04 2010

MUTLULUK KAPISI

                 Aksaray’ın arka sokaklarından birinde, Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin önündeki otobüs durağında ziyaretine gittiğim arkadaşımı bekliyordum. Birkaç yıldır İstanbul da oturuyordum. Aksaray’ı görmeyi istemiş olmama rağmen gelip görmeye bir türlü cesaret edememiştim. Bu cesaretsizliğimin nedeni ise yeni yerler görme korkusu değildi elbet, zira bir gezgin bile sayılabilirdim.      Geliş yolunda gördüğüm binalar, yollar sokaklar, bakkallar, buralarda yaşayan insanlar zamanı elli altmış yıl geriden takip ediyor gibi gelmişti nedense. Evler ömürlerinin yaşlılık dönemini yaşıyormuş gibi bilgece bir duruşla bakıyorlardı. Sanki başka bir zamana gelmiş hissine kapılmama neden olmuştu gördüklerim. Tüm bu düşüncelere dalmıştım ki omzuma dokunan bir el, tuhafça kişileştirdiğim düşüncelerimin hepsini alıp götürüvermişti. Aynı anda, Sinem’le de sarılmıştık birbirimize ve dar sokaklarında ilerlemeye başlamıştık Koca Mustafa Paşa’nın.       Uzun bir aradan sonra afla geri döndüğü tıp fakültesini bitirme kararı alan Sinem’in kaldığı eve ilk defa geliyordum. Beykoz da oturan ablasının yanından fakülteye gelip gitmekten yorulunca, Koca Mustafa Paşa’dan ev bakmıştı kendine. Anlattığı kadarıyla okulundan bir arkadaşı bulmuştu ona bu küçük odayı. Aynı evde, doksan iki yaşındaki Esma teyze ve tıpta uzmanlık sınavına hazırlanan çiçeği burnunda doktor arkadaşıyla birlikte kalıyorlardı.             Kahvaltı için davet edilmiştim ama saat 10’u çoktan geçmişti. Üsküdar’dan vapura binerek Eminönü’ne oradan ... Devamı

02 04 2010

Dümen

 YUNUS GİBİ KARAYA VURAN YALNIZLIĞIMA;    Büyük bir fırtına öncesiydi.    Kurulan hayaller vardı ortada ve    Bir okyanus büyüklüğündeydi hepsi    Düşüncelerimizin elleri uzundu    Biz o ellerle dokunuyorduk geniş ufukların kızıllığına    Aynı gemide yolculuktu anlaşmamız    Demir atmayacaktık hiçbir limana    Dümen kırmayacaktık asla    Kelimelere dökülmemiş bu anlaşmanın imzası gözaltlarımızdaki halkalara atılmıştı.    Sonra birden beklenmedik bir fırtına!    Bir denizaltının asilce gömülmesi gibi...    Son dalışlarla çıkardıklarım ve kendim    Rotada görünense; hesapta olmayan yeni yalnızlıklar...    Devamı

02 04 2010

HATIRA

           Gömülmüştüm yine boğazıma kadar.            Radyoda bir şiir''Hep kahır, hep kahır bıktım be!''Yalanda olsa hoşuma gidiyor...diye      devam ediyor Cem Karaca.Seviyorum bu şiiri, bu yalnızlığı, geç saatlari,sabahlamaları...            Kendine kahretmeyi sever mi insan?Bile isteye çektirmeyi...            Bu arada gözyaşlarımı biriktirdiğim gözyaşı kutusuna birkaç damla daha ekleniyor.            Sabahın ilk hüzmelerini yine uykuya  hasret gözlerle karşılayacaktım anlaşılan.Arada      lambayı söndürüp sabahın olup olmadığını kontrol edecektim.Hiç gerek yoktu aslında çünkü ilahi davet      haber verecekti nasıl olsa.O en can alıcı ifadesi ile ''essalatü hayrun minen nevm''(namaz uykudan      daha hayırlıdır.)(Uyanın ey insanlar!diye haykıracağım, haykıracağım ama ben  dahil duyulamayacak sesim.)Bütün      sıkıntılarım burada gizliydi galiba.Önce kendin uyanacaksın, hakkıyla seveceksin,hakkıyla bileceksinki      sesin duyulsun...Nasıl mı sevilir, nasıl mı bilinir?            Yine yudumluyorum o acı kahvemi sayısı kaç oldu?Hangi kitabın kaçıncı sayfasındayım?      Saat kaçı gösteriyor zamandan bilmiyorum.Özlüyorum.Adına, sesine,yüzüne hasret bir yürekle.      Hiç görmeden sevdiğim.Sevdiğimin sevdiği.selam üzerine olsun.Burada  karanlıklar i&c... Devamı